Söyleşi: Mehpare Çelik


Eğitim anadilde yapılmalı...


Okumayan, konuşmayan, düşünmeyen bir nesil yetiştirirseniz o neslin konuşmasını bekleyemezsiniz. Bir ülke eğitimini ana diliyle yapar. Yabancı dil öğretimi yaparsın, beş dil öğretirsin bir çocuğa; ama eğitimini ana dille yaparsa, ana diliyle düşünmeyi, ana diliyle tartışmayı, ana diliyle konuşmayı öğrenir.


Ankara doğumlu olan Mehpare Çelik, Mimar-lık ve Mühendislik Yüksek Okulu, İnşaat Mühendisliğinden 1970 yılında mezun oldu. Aynı yıl TRT'nin açtığı sınavları kazanarak Ankara Radyosu'nda spiker olarak çalışmaya başladı.1990 yılında Ankara Televizyonu Başspikerliğine atandı.


Uzun yıllar TRT'de  program yapımcısı ve sunucusu olarak görev yapan Mehpare Çelik, Türkçeyi doğru ve güzel kullanması nedeni ile pek çok ödüle layık görüldü. Türkiye'nin ilk TSE belgeli spikeri Mehpare Çelik'e 2004'te Türk Standardları Enstitüsü (TSE) tarafından ISO 2001 belgesi verildi. Anadolu Çağdaş Eğitim Vakfı kurucu, Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu üyesi olan Mehpare Çelik, aynı zamanda TSK El Ele Vakfı Yönetim Kurulu üyesidir.


Öncelikle bu aralar günler nasıl geçiyor? Neler yapıyorsunuz?

Güzel geçiyor, fena değil. Tatile girmek üzereyiz. Ben Bilkent'te de çalışıyorum. Orada da işte son sınavları yapacağız. Burada Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde bugün konservatuarın sınavını yaptık.


İş hayatınız hep Ankara merkezli oldu. Bu sizin seçiminiz miydi?


Evet başka bir şehirde hiç çalışmadım. Ben Ankara'dan dışarı çıkamam. Günü birlik veya üç günlük giderim. Ama hemen geri dönerim. Yahya Kemal'e ,Ankara'nın nesi güzelmiş, dendiğinde,İstanbul'a dönüşü ,diye cevap verirmiş. Benim için de İstanbul'un en güzel yanı Ankara' ya dönüşü. Benim meskenim hep Ankara oldu.


Hayatınızda bir de inşaat mühendisliği var. Sonrasında her şey nasıl gelişti?


Sonradan olmadı. Ben tesadüfen inşaat mühendisi oldum. Zaten ben Ankara Radyosu çocuk saatinde yetiştim. Cüneyt Hoca'yı rahmetle anıyorum. Mahir Hoca, Semih Hoca, Ergin Orbey hepsi benim hocamdı. Devlet Tiyatrosunun bütün hocaları çocuk saatinde bizi yetiştirmişlerdi. O sırada spikerlik sınavı açıldı. Ben bir taraftan okuyordum. Şu sınava gireyim bakayım dedim. Giriş o giriş oldu O dönem çocuk saatindeki arkadaşlarım Rüştü Asyalı, Köksal Engür ve Cihan Ünal konservatuarı seçtiler. Ben radyoya girmeyi tercih ettim. Sonraki yıllarda aynı yönde ilerledim.


1990 yılında başspiker oldunuz?


Evet, o yıllarda başspiker oldum. Ne kadar onurlu ne kadar mesleki açıdan kaliteli, olması gerektiği gibi eğitim aldığımızı görüyorum. Şimdi bazı konuları incelerken içimiz acıyor tabi.


Müjdat Gezen Sanat Merkezi ile yollarınız nasıl birleşti?


Müjdat Gezen ile benim çok yıllar öncesine dayanan bir dostluğumuz var. Radyoda kendisiyle çok programlar yapmıştık. Ankara'da sanat merkezi açılınca Bahadır Bey, Tansel Bey, Kemal Bey aradılar. Müjdat Gezen'in Ankara'da şubesini açıyoruz , dediler. Çok büyük keyif duydum. Ankara'ya yakıştığını ve böyle bir yerin eksikliğini duyduğumuzu söyleyebilirim. Çok hoş oldu.


Sizin konunuz olan güzel konuşma gün geçtikçe daha da sıkıntılı  bir hal almaya başladı. Siz bu konuyunasıl yorumluyorsunuz?


Okumayan, konuşmayan, düşünmeyen, bir nesil yetiştirirseniz o neslin konuşmasını bekleyemezsiniz. Bir ülke eğitimini ana diliyle yapar. Öğretim başka bir konudur. Yabancı dil öğretimi yaparsın, beş dil öğretirsin bir çocuğa; ama eğitimini ana dille yaparsa, ana diliyle düşünmeyi, ana diliyle tartışmayı, ana diliyle konuşmayı öğretirsin bu çocuğa. Şimdi bizimkiler çeviri Türkçesiyle konuşuyor. Çünkü dil kültürdür ve kültürün yansımasıdır. Benim kültürüm "voov!"  diye hayret etmez. Hep o çeviri Türkçesi sardı etrafımızı. "Kendine iyi davran!" diyor. Türkçede böyle bir vedalaşma cümlesi yoktur. Davranmak fiilimizde çok başka şeyler de kullanılır. İngiliz'in kültüründe aynen o cümleyi alıp çevirirseniz. Bu cümleyi duyduğumda sinir tepeme çıkıyor.


Bilkent Üniversitesi kaç yıl oldu? Öğrencilerinizden takip ettiğiniz isimler var mı?


Bilkent sanıyorum sekiz ya da dokuz yıl oldu. Zaman zaman başka okullar oluyordu. Tabi ki, beğendiğim takip ettiğim öğrencilerimiz var. Bir de Bilkent'te radyomuz var. Orada spikerlerimiz ve müzik yayını yapan dj'lerimiz var. İki haber spikeri arkadaşım şu anda CNN Türk'te inanılmaz muhabirlik yapıyorlar. Biri Büşra öbürü Gülşen Coşkun ikisini de çok beğeniyorum. İşçilerinin neredeyse iki aylık haberini Gülşen götürdü. Hakikaten gurur duydum. Bir amatör radyoda bir üniversite radyosunda aldığı eğitimle ciddi başarılar sağladı.


Türkçeyi doğru ve güzel kullanma nızdan dolayı TSE sizi 2004 yılında tescilledi. Bu ilginç davranışı siz nasıl yorumladınız?


Dünyada bu konuda tekim. Beni aradıklarında yerle bir oldum. İSO 2001 deyince ben acaba mal mıyım, demişim. Hiç unutmuyorum o günü. Allah selamet versin. Türk Standartları  Enstitüsü Başkanı Yıl-maz Arıyörük'tü. Genel Müdürümüzü aramış. Tabii Genel Müdürümüz de şaşırmıştı bu işe. İSO 2001 standardı olan tek spikerim. Yılmaz Bey bir programıma gelmişti. O zaman sabah programı sunuyordum. Orada biraz fazla sıkıştırdım galiba. Röportaj konumuz standartlar ve enstitü konuları üzerindeydi.  Hoş yarım saatlik bir röportaj olmuştu. Çıkınca pes dedi ve gittikten sonra ödülü geldi. Hatta bana ondan sonra bir gitti ödülü verdi.


Son dönemde Uğur Dündar, Mehmet Ali Birant gibi yılların üstatları haber sunuyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Acaba gençlerin önü biraz tıkanıyor mu?


Uğur Dündar gazeteci; ama ay-nı zamanda bir programcıdır. Hazırladığı programı sunan bir kişi Uğur Dündar. Benim TRT'den devre arkadaşım. Biz spikerler ve programcılar birlikte uzunca bir süre kurs gördük.  Uğur Dündar hem çok iyi bir gazetecidir hem de çok iyi bir yayıncıdır.  Türkçe onu o Türkçeyi çok sever. Olması gerektiği gibi.


TRT'den ayrılmamıştım. BBC'den  bir ekip gelmişti. Niçin geldiklerini hatırlamıyorum. Onlara BBC'de haber okuyanların neden ak saçlı insanlar olduğunu sormuştuk. Onlar da her bir tel ak saçın büyük Britanya'nın namusu olduğunu söylemişti. O saçların Büyük Britanya için ağardığını söylemişlerdi. Bu kişilerin halka güven verdiğini söylemişlerdi. Hep duyarız diksiyon kursuna gittim, spikerlik kursu aldım, şöyle yandan baktım, kamerada çok güzel görüntü verdiğimi söylediler gibi söylemleri. Önce bir Türkçeyi öğren sonra haber anlat. Bu bir deneyim işidir. Haberciliğin, muhabirliğin çok genç yaşta yapılabilecek bir iş olduğuna inanmıyorum. 


Siz hangi ana haber bültenini izliyorsunuz?


Olayları  çarpıtmadığına, yorum katmadığına, sadece olmuş olan olayı bana aktardığına inandığım haberleri izlemek istiyorum. Böyle bir kanal var mı diye sorabilirsiniz. Arada bir buluyorum. Kanalların politikası arada bir değişiyor. Bazen sizi çok büyük hayal kırıklığına uğratan kanallar oluyor. Olsun kalan sağlar bizimdir.


Size bu konuda teklifler geliyor mu?


Yok artık ben yayıncılık yapmıyorum. Böyle bir ortamda yayıncılık yapılmaz.